Bir süredir Hollanda\'da biyoloji okuyorum ve elbette orada da boş zamanlarımda kuş bakıyorum. Fakat bu sürede Türkiye\'yi ve kuşlarını ayrı özlemiştim. 2 haftalık Noel tatili yaklaştığında, birkaç günümü de kuş gözlemine ayırmaya karar vermiştim. Bunun için de en iyi seçimin Milleyha olacağını düşündüm. Sevgili Koray (Öğreten), Fatih (Arslan) abi ve Suna (Çalık) ablanın da Hatay planı olduğunu öğrenince uygun bir tarih aralığı seçip onlara katılmaya karar verdim.
İlk 3 gün yoğun tempolu nadirat arayışlarımız ne yazık ki başarısız olmuştu. Aslında hava koşulları çok uygundu, hatta üçüncü günün sonunda erik büyüklüğünde dolu yağmıştı Milleyha\'ya. Buna rağmen aradığımız pek çok türden birini bile bulamamıştık. Fakat yine üçüncü gün güneyden esen ve son gün batıya yönelen rüzgar adeta denizde bir umut olduğunu gösteriyordu. Zorlu ve dalgalı tahminlere rağmen, Serhat kaptanla konuşup dördüncü ve son günümüzü pelajik tura ayırmaya karar verdik. Erol (Yüksek) abiyi de davet ederek beş kişilik bir ekip oluşturduk. Emin abi ve Derviş abi de sağ olsun hazırlık ve teknik konusunda bize yardımcı oldu.
Saat 11 gibi Çevlik limanından çıktığımızda deniz ve hava beklentinin aksine oldukça durgundu, muhtemelen rüzgarın yön değiştirdiği anlara denk gelmiştik. İlk uçan balıklar karşıladı bizi, açık denize varıp yemleme yaptığımızda ise in cin top oynuyordu.
İlk gelenler martılar oldu, onların sayısı da bir elin parmaklarını geçmiyordu. Fakat çok geçmeden baş döndüren hızla bir karaltı geldi. Türkiye\'de şu ana kadar yalnızca iki kaydı bulunan bir KÜLRENGİ YELKOVAN\'dı bu! Ona daha doyamamışken dürbünde bir karaltı daha belirdi,
saniyeler içinde Külrengi Yelkovanlar iki birey olmuşlardı! Sürekli teknenin çevresinde dolanan kuşların gitmeye niyeti yok gibiydi. Bir yandan da kuşçularla haberleşiyor, tebrikleri kabul ediyorduk.
Aşağı yukarı 15 dakika sonra, teknenin ön tarafından iri ve ağır ağır uçan bir kuşun geçtiğini gördüm. Arada 10 metre ya var ya yoktu. Hemen refleks olarak dürbünle kuşa baktığımda kahverengi maskesi, apak boynu olan bir yelkovanla göz göze geldik: bu bir BÜYÜK YELKOVAN\'dı! Bir yandan \"Büyük bu! Türkiye\'ye yeni tür bulduk!\" tarzı şeyler bağırıyor, bir yandan var gücümle fotoğraf çekiyor, bir yandan da kendi kalp atışlarımı duyabiliyordum. Hep fotoğraflarını ve komşu ülkelerdeki tarihi kayıtlarını gördüğüm, teknik olarak mümkün olsa da hayal gibi gelen bir tür işte oradaydı! Gelişini görmemiştik, o kadar yakın belirmişti ki bu fotoğraf aslında ilk 2-3 saniyeden. Tarifsiz bir heyecandı!
Kuşumuz çevremizde ağır ağır turluyor, bazen Külrengi Yelkovanlarla birlikte suya konuyordu. Onlara göre daha sakindi ve suyun hemen üstünde uçuyor, fazla yükselmiyordu. Tur boyunca bize eşlik ettiler. İlk şoku atlattığımızda herkes çektiği birbirinden güzel fotoğrafları birbirine göstermeye başlamış ve kutlama faslına geçmişti.
Büyük Yelkovan (Great Shearwater - \"Ardenna gravis\" Güney Yarımküre\'deki birkaç adada üreyip üreme dışında okyanuslara saçılan iri ve sevimli bir yelkovan türü. İç denizlerde aşırı nadir. Daha önce Akdeniz\'de Yunanistan, İsrail, İtalya, Fransa gibi ülkelerden az sayıda kaydı vardı. Artık Türkiye de onlardan biri. Ülkemize hayırlı olsun!
Bu gözlemi mümkün kılan ekibimize ve emeği geçenlere teşekkürlerimle, mutlu yıllar herkese!