Değerli üyemiz Cemil Gezgin, yazısı ile çok önemli konuklara dikkat çekiyor:
İstanbul'da yaşayan bir kuş gözlemcisi olarak dünyanın en önemli kuş göç yolları üzerinde bulunan şehrimizde, her ilk ve sonbaharda çok az kalmış doğal alanlarda kuşları izlemekteyim. Bulabildikleri çalılar üzerinde beslenip, dinlenerek uzun göç yolculuğuna devam edecek gücü kazanmaya çalışmaktalar.
Üzülerek görüyorum ki son yıllarda şehir içindeki park ve korularda çalı türü kısa bitkiler çok azaltıldı. Parklarda dikilmiş olanlar dışında korularda eski ağaç altı doğal çalılıklar da yok edilmek istercesine kesildi.
Kültür çimi dışında alandaki otsu bitkilerin yaşamalarına izin verilmiyor. Bu ot deyip geçtiğimiz bitkilerin binlerce yıldır oraya evrimleşip geldikleri görmezden geliniyor. O bölgenin kelebeği bu bitkiler var olduğu için orada. Sadece kelebek değil aslında tüm ekosistem bir bütün olarak birlikte var olmuşlar. Bu bütünden bir parçayı çıkarttığınızda ya da başka bir parça koyduğunuzda sistemin bütününe zarar veriliyor.
Kendi yarattığımız yapay yaşam alanları olan şehirlerimizde gerçek doğadan bize kalan küçücük doğal olanlar olan korularımızda hala devam eden canlı yaşamını yanlış çevre düzenlemeleri ile öldürüyoruz.
Kurumuş bir dikenin üstünde beslenen saka kuşunu oraya çeken, büyümesine izin verilmiş bir diken bitkisidir sadece. Dikeni yok ederseniz saka kuşu da olmayacaktır.
Ama görülüyor ki diğer her şey gibi doğanın kendisi de insanın görmek istediği biçime girmelidir. Aksi halde yabanıl doğa vahşi, kaba ve çirkindir. Oysa doğa bizim için değil bizden de fazla yaban için vardır. Onda insanın evcilleştirip, şehirleştirdiği biçim değil yabanın kendi şekli olmalıdır.
Bu anlayışa göre kuru veya şekilsiz ağaç hemen yok edilmeli, doğal çalı ve kısa bitkiler gibi böğürtlen çalıları da ortalıkta görülmemelidir. Ama bilmezler mi ki kuru ve yaşlı ağaçlar, başta ağaçkakan ve baştankara türleri için içlerindeki böcek ve larvalardan dolayı en önemli besin kaynaklarıdır. Bu ağaçlar ölüp toprağa düştüğünde mantarlar ve böcekler hala üzerlerinden beslenecek, eriyen gövdeleri toprağa taze besin katacak ve o topraktan yeni bitkiler çıkacaktır.
Ve böğürtlenler şehir içinde kuşların yuva yapabildiği az sayıdaki doğal çalılardandır. Yaygın ve kolay yetişebilir, en önemlisi girilmez, gizli, korunaklı sığınaklardır. Geceleyin görüp de gündüz göremediğimiz kirpi nerede gizleniyordur acaba ? Kaplumbağa yazın etraftayken kışın hangi böğürtlenin içinde uykudadır ? Bir tarla faresinin açığa çıkmadan beslenebileceği başka neresi vardır ? Düşman görülüp yok edilen şehrin son kalmış yılanı kendini nerede saklayacaktır.
Ya kuşlar, en az diğerleri kadar bu çalıya muhtaçdırlar. Şaşırtıcı bir örnek olarak ilkbaharda Afrikanın güney ucundan çıkıp Avrupanın en kuzeyine giden Benekli bülbülün Kadıköy'ün kalabalık bir iskele bahçesindeki küçük bir çalıda bir hafta kalmışlığını söyleyebilirim. Küçük ötücüler dediğimiz kızılgerdan, bülbül, benekli bülbül, dağ bülbülü, çitkuşu, tüm ötleğen türleri, karatavuk başta ardıçlar, kara kızılkuyruk, kızılkuyruk, taşkuşları, kamışçınlar, çıvgınlar, örümcekkuşları ve çintelerin yolu bir şekilde az ya da çok böğürtlen çalısı ile kesişir.
Bu görmezden gelinen çalının meyveleri, biz insanların severek yememiz dışında asıl kışın sert zamanlarında kuşlar ve diğer canlılar için de besin kaynağıdır.
Sabah uyandığımızda kulaklarımıza hala kuş sesi gelsin, evimizin dışına çıktığımızda bir kelebeğin renkli kanatlarıyla gözlerimiz şenlensin ve çocuklarımız koruda bir akşam üstü gezintiye çıkmış kirpi ile karşılaşabilsin istiyorsak doğal çalılarımızı yok ettirmeyelim. Koru, park ve bahçelerimizdeki yanlış uygulamalara karşı çıkalım.